Biz ne yapıyoruz?

Biz kamuda istihdam talebini savunurken, meslek onurundan ve ülke çıkarlarından taviz verilmemesi gerektiğini de savunuyoruz. Birini diğerinin önüne koymuyoruz. Örneğin “ÇED’siz ağaç kestirmeyiz” de diyoruz, “bize istihdam vermezsen daha çok böyle yanlış iş yapılır” da diyoruz. Çuvaldızı bu kadar bölüm açıp sonra bize istihdam vermeyenlere, sorunun esas kaynağına batırıyoruz.

Diğer yandan, bu uğurda mücadele eden kendi öz kurumlarımıza, meslektaşlarımıza yalan/yanlış bilgi ile hoyratça çamur atılmasına, bu yolla esas suçlu olan kadro vermeyenlerin aklanmasına izin vermiyoruz. Henüz öğrenci olan potansiyel veya yeni mezun meslektaşlarımızın zayıf deneyim/bilgisinin bu şekilde maniple edilmesine izin vermiyoruz.

Bu arada istihdam sorunu ile de doğrudan alakalı olarak, mesleki yeterliliklerimiz konusunda şapkalarımızı önümüze koyup kendimize iğne batırıyoruz. “Bütün çözümler bende!” demiyoruz. Bilgisizliklerimizi teslim edip, nasıl geliştirebileceğimize dair fikir üretmeye çalışıyoruz. Araştırıyor, bilgiyi, özellikle doğru bilgiyi önemsiyor, yüceltiyor, paylaşıyoruz.

Akademi, meslek odası vb. kurumları tartışılmaz tabu kabul etmiyoruz. Ama elimizdeki yegane güç oldukları bilinciyle eleştirirken de zaman-zemin, yol-yordam gözetmeye gayret ediyoruz. Yıllar öncesinden getirdiğimiz obsesyonları, şimdiki gençlerin iyi niyetleri, bilgisizlikleri ve sorunları üzerinden tatmin etmeye çalışmıyoruz. Bazı durumlarda gölgelerinin bile yettiğinin bilinciyle, Sezar’ın hakkını da vererek, bizden öncekilerin gölgeleriyle savaşmaktansa, emek verene omuz vermeye çalışıyoruz.

Bütün bunları yaparken elden gelen bütün yorumları, referansları okuyoruz, anlamaya gayret ediyoruz. Her lafı şahsımıza alınmama gayretiyle, idrak yolları tıkanıklığı veya izan yetersizliği yaşamamak için, bir şey yazmadan, en azından bir kaç okuma yapmaya, yazmadan önce düşünmeye gayret ediyoruz. Cevabı verilmiş soruları, tekrar tekrar sormuyoruz. Yazarken nükte ile hakareti ayırt ediyoruz. Kamyon dorsesinden alınmış değil de, edebi dil ve ince zekayla kaleme alınmış metinlerden -bize karşı görüşler bile olsa- keyif almayı biliyoruz, biz yapamadık diye haset etmiyoruz. Çoğumuz KPSS mağduru, işsizlik ve ekonomik sıkıntılarla boğuşmakta olmasına rağmen bunun üzerinden (para ve imanın kimde olduğunun bilinemeyeceği düşüncesi ile) kimseye (Tuzu kuru olduğunu somut olarak bildiklerimize bile) “tuzun kuru” demiyoruz. İnsanların inanç değerlerine atıfla konuşmuyoruz. Basit ve evrensel sevgi sembollerinden ergen çocuklar gibi pornografik anlamlar çıkarmıyor, peyzaj mimarlarının özelde kadınlar için ama genelde kimsenin ahlak zabıtası olmadığını söylüyoruz. Yine de yeşil fanus isteyen kadına da saygısızlık etmiyor, anlamaya çalışıyor, birlikte yaşam yolları geliştirmeye çalışıyoruz. Gelen yorumu beğenmedik diye kimseye özelden hakaret/tehdit etmiyor ya da oraya çıkacak mesajlar atmıyoruz. Korkmuyor, korkutmaya çalışmıyoruz. “Hesap soracağız”, “yürüyelim arkadaşlar” vb. provokatif söylemden imtina ediyoruz. Kendimizi tanıdıklarımızla tanımlamıyor, kendi adımızla, kendi adımıza yazıyor, eşi-dostu adını gizler hesaplarla yardıma çağırmıyoruz. Konuya ilgi azaldı diye yoruma nokta (.) yazıp konuyu yukarı taşımaya tenezzül etmiyoruz, diyecek bir şeyimiz yoksa susup dinliyoruz. Sürü halinde gruplar arasında gezinip, grup içeriklerini maniple etmeye çalışmıyoruz.

Siz (elbette şahsınızı kastetmiyorum) biraz daha farklı yapıyorsunuz.

NOT: Bu yazı kapanmış bir polemikte kendimi ve benim gibileri anlatmak için yazılmıştır. Muhattabını yitirmiş bir tartışmayı açmak için değil, fakat bir bakış açısını ortaklaştırmak için küçük birkaç düzenleme ile paylaşmayı anlamlı buldum.

Paylaş: